19 Mayıs 2013 Pazar

Keşke Hastalıklar, Ölümler ve Kazalar olmasa.

 İnsanlar beklenmedik anlarda,  beklenmedik olaylarda ve beklenmedik zamanlarda lap diye olgunlaşırlar. Bir ertesi gün için plan program yaparsın giyeceğin kıyafeti bile ayarlarsın ama o günü yaşayamadan bambaşka bir güne uyanırsın.

Hastalık , kaza , ölüm hiç beklenmedik anlarda bulur insanı. Hiç bir şey olmaz sandığın insanın kötü haberini alırsın bir gün ve o gün hayatındaki tüm değerleri sorgulamaya başlarsın. Neden diyerek sorduğun sorulara cevap bulmak istersin bulamazsın. Ağlarsın saatlerce ağlarsın ama elinde göz yaşından başka bir şey olmadığını fark edince donup kalırsın. Ne doktor olabilirsin ne ilaç ne merhem bir sıfat bulmaya çalışırsın bulamazsın yoktur çünkü var oluşunun bir sebebi o anda. Sözün kısası insanın elinden bir şey gelmediğini anladığı anda büyür. Kaç yaşında olursa olsun. Karanlıktan korkan bir çocuk olsa bile o anı yaşamamak için karanlıkta bile kalır durama gelirsin. Yalnızlıktan korksan bile yalnız kalabilirsin. Ölümden korksan bile ölmeyi göze alabilir duruma gelebilirsin.

 O anlarda insanın dostları , akrabaları , ailesi varsa yanında dimdik ayakta durabilir. Korkar ama bilir sırtında el olduğunu. Sadece durup dua eder Allah'a ne olur kimseye zarar gelmeden bitsin gitsin diye. Dualar sevdiklerinizi ayakta tutar , iyi dilekler sevdiklerinizi ayakta tutar , sevgi sevdiklerinizi ayakta tutar.

 İnsan bin kez ölür sevdiği kişiyi hasta yatağında görünce.. Bugüne kadar ne zaman hayatı sorgulasam bir insanı hasta yatağında çaresiz gördüm . Kimse çaresiz kalmaz umarım. Bir kez daha şükür ediyorum Babam iyi ki var.. Ailem , dostlarım , sevdiklerim iyi ki varlar.

Hasta olan herkes şifasını bulur inşallah.

 Bu mudur? Benim dualarım.
 Bu mudur? Benim kayıp etmeye korktuklarım.
 Bu mudur? Benim olgunluk dönemlerim.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Aldatmayın terk edin!

 Aslında diye başlayan yazıları çok sıkıcı bulurum ama yinede aslında bu yazıyı yazıp yazamamak arasında çok kararsız kaldım diyerek başlıyorum. Aldatmakla ilgili yazdım ilk yazıyı hınçla yazmıştım bunu da acıma duygusuyla yazıyorum. Etrafımda yaşadığım olaylar , insanların birbirini küçümseyerek aldatması , vurdum duymaz tavırlar içinde yaptığını kar sayması ve hala yüzsüz yüzsüz yanındakine sarılmasını seni seviyorum demesini kaldıramıyorum arkadaşım.

İsyaaaaaan diye bağırsam sesimi duyan olur mu? Şu hayatta  her olan bitene neden uydurabilirim ama aldatmanın nedeni yok. Aldatıp hiç bir şey yok gibi davranmanın hele hiç bir izahı yok. Nasıl bir midedir arkadaş nasıl bir kişilik bozukluğudur bu? Seni seviyorum aşkım ama aldattım seni. Beş dakikalık zevklerin kurbanı oldum bu bir hastalık haline geldi belirli aralıklarla tensel de olsa aldatıyorum seni. Duygusal bir şey geçmedi aramızda sadece ihtiyaç anlarsın. Bu ne ya sanki alkol bağımlısı , uyuşturucu müptelası birde böyle salak salak kılıf uydurmuyorlar mı cinnet geçirsen yeridir.

 Babam olsa affettirmem anneme. Bir de o kadar dramatik bakarak olaya sevgilisini , eşini af edenler yok mu , düş bayıl orada kal. Neymiş efendim sonuçta geri ona dönmüş ,geri onun olmuş , sonuçta onu seviyormuş , eğlencelik kızmış diğeri o evlenilecek kızmış , yıllardır onunlaymış da heyecan arayıp geri kürkçü dükkanına dönmüş , onsuz naparmış, nasılsa bir kere yapmış anlamış hatasını dönmüş bir daha olsa af etmezmiş bu son şansıymış sanki sayısal lota oynuyor bu sefer olacak yola gelecek çocuk. Yasak elmanın tadına bakmış hanım hanım kendine gel bir daha yapar bir daha yapar ruhun duymaz sende o aldatırken evlilik hayalleri kurarsın , tatili Marmaris demi yapsak Bodrum damı dersin , yarın akşam sinemaya gidelim yok yok parasını harcamasın evde film koyar izleriz bir de mısır patlattık mı ooohh mis diye sevinirsin o da gider o akşam başkasına sinemayı kapatır , Bodruma da biletini alır , tek taşını da parmağına takar sende oturur ağlarsın salaklığına yıllarca. Küsersin aşka , sevgiye ve güven duygusuna. Kalakalırsın bir başına .
  Bir kere yapıp bir daha yapmayan yok mudur ? Vardır elbet. Milyonda bir olasılık içinde gururu ,aşkı ve sevgiyi ayaklar altına almaya değer mi???
  Çevremde yaşadığım olaylardan etkilenip bende paranoyak halde ilişkimi sorgular oldum. Allah'a şükür ilişkimde sınırları zorlamıyor sevgilimde ben de şu korkunç duruma düşmüyorum. Olabilir aşkın biter git kardeşim ayrıl , saygın kalmaz git ayrıl , sevgin kalmaz git ayrıl ama asla aldatma . Aldatmak yineliyorum bir kişilik bozukluğu ve hastalıktır kanımca. Kimsenin aldatılmadığı , yalanların olmadığı , aşkın , mutluluğun ve saygının olduğu bir dünya istiyorum biz insanlara.

 Bu mudur? Benim çevremde ki ilişkilerden etkilenmem.
 Bu mudur? İnsanların birbirini aldatmasına karşı olan duruşum.
 Bu mudur? Aldatan insanlara nefretim?

23 Mart 2013 Cumartesi

Bu mudur ? Aşk.

 Vazgeçmek çok zordur sevdiğinden hele ki uzun zamandır onunla birlikteysen eğer canından can gider de o hayatından gidemez olur. Aşık olmak güzeldir vesselam  hayat pembiş gelir gözüne sevmek dünyanın en güzel duygusu olur biranda . Tüm kapalı kapılar onunla açılır önüne. Her hatıranı onunla yaşamak istersin. Kahvaltılarını onunla etmek istersin. Akşam yemeğimi o yapsın dersin. Hasta oluyum bana o baksın banane banane diye çocuklaşırsın. Yanımda uyusun yeter dersin. Yastığının o kokmasını istersin. Her duyduğun kokuyu onun kokusu sanırsın. Kısacası onun hayatın olmasını deli gibi istersin.

 Sevenler sadece yalnız kalmaktan korkarlar.

İhanetten korktukları kadar yangından korkmazlar.

Terk edilmekten korktukları kadar nefes alamamaktan korkmazlar.
 
Bir gün onun öldüğünü görmekten çok dünyanın sonu gelmesinden korkmazlar.

 Yaşama , ilişkilere , hayatlara ,aşklara ayrılıklarda dahildir. Bir taraf hep daha çok sever ,sahiplenir , emek verir .Gerçek ilişkilerde bu böylemidir sizce? Bence olmamalı. Aşk tek taraflı bu korkularla yüzleşecek kadar  cesur olmamalı. İnsan kendi kendine sarılabilir mi? Kendi kendini öpebilir mi nefesi kalmayıncaya kadar? kendi kendine derdini ,sevincini , üzüntüsünü ve korkularını anlata bilir mi? En basiti yolda elleri üşürken kendi kendine ellerini tutup ısıta bilir mi? Yapamaz .  Bu yüzden aşk ancak çift taraflı nefes alabilir.

 Aşkı sorgularsan eğer aşk küser sana.

 Sevginden ,sevgisinden şüphe edersen eğer aşk küser sana.

Sen aşka küsersen eğer hayat da küser sana.

 'Her canlı bir gün ölümü tadacaktır.' unutmayalım bu sözü unutmayalım. Ne gerek var kendini üzmeye? Kedere düşmeye? Hayata küsmeye? Kuşkulanmaya? Aldatmaya? Ağlatmaya? ' Unutmamalı ki her insan elbet bir gün gerçek aşkı bulacaktır.' Bu yüzden aşkı aşkın hak ettiği gibi yaşamalı. Hayatı dolu dolu geçirmeli. Sevdiğin kişiye hak ettiği gibi davranmalı. İnsanlara değer vermeli. En başta kendini sevmeli insanoğlıu. Kendini sevmeyen başkasını sevebilir mi?

  Bu mudur? Benim aşkı sorgulamam.
  Bu mudur? Benim hayat yorumum.
  Bu mudur? Benim sabah sabah düşüncelerim.

28 Şubat 2013 Perşembe

Yağmur kokulu ilkbahar.

 Ağaçlar tomurcuk açacak yakında. Güvercinler pır pır deli gibi uçup insanlara baharın geldiğini haber verecek. Yeni aşklar filizlenecek. Bir çok insan evlenecek. Dağların kardan duvakları eriyecek . Kalabalık piknikler, bahçe sohbetleri orada burada koşuşturan çocukların şen sesleri gözle görünür hale gelecek. En çok da sıcak güneş insanlara yüzünü gösterecek. Kısacası bahar gelecek baaaahhhaaarr.

 En sevdiğim mevsimdir ilkbahar. Yağmurlu günleri hariç. Bahar yağmurlarıyla gelecek sevdiklerimin toprak kokusu diye çok korkarım . Toprak olup gidenlerin kokuları yağmurla karışan toprak kokusunda can buluyor bence. Fark ettim de son günlerde çok ölümü ,ölenleri hala kalbimde yaşattıkları mı anar olmuşum.

  Melankolik halim hiç çekilmez benim. Hep ağlayan zırlayan duygularını kontrol edemeyen insanlardan olurum. Toparlanmam da uzun sürer. Garip rüyalarımın ardı arkası kesilmeyince sanki her an ölecekmişim gibi hisseder oldum. Durmadan rüyamda kırılan aynalar , kafası kopan insanlar , ayrılıklar , öcüler , canavarlar ve kaybettiklerimi gördükçe bu hale geldim sanıyorum.

 İnsanı hayata bağlayan şeyler bu ruh haline baskın çıkıyor inanın. Ailesi , yaşama nedeni ve sevdiği insanlar. Her yıl düzenli olarak bu hale gelirim yılmadan sıkılmadan daralmadan. Az mı psikolog Zeynep hanımın yanında almadım soluğu . 2 defter dolusu gördüğüm rüyaları anlattım yazılarım arşivinde bulunur. Kısacası bahar güzeldir. Yağmur kokusu değildir. Rüyalar güzeldir. Kabuslar canavar. Bazen de insanlar kötüdür. Ruhlar iyidir.

  Bu mudur? Benim yağmur korkum.
  Bu mudur? Benim ilkbahar sevgim.
  Bu mudur? Benim melankolik halim.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Hayatın içinden: 1 Erkek 1 Kadın.

   Dizilerle yatıp kalkan insanlarız. Hele ben tam bir Muhteşem Yüzyıl ve 1 Kadın 1 Erkek hastasıyım. Hala bilinç altım kabullenmiyor 1 Erkek 1 Kadını ama olsun böylede çok şekerler. İzlenirken kendi yerinize koyduğunuz en nadir dizilerden birdir bence Bando Yapım imzalı 1 Erkek 1 Kadın komedisi . 2008 yılından beri ekranlarda yer almaya başlayan dizi bilindiği üzere TürkMax'dan Star TV ye transfer oldu. Bu kadar göz önünde olunca da senaryo da değişiklikler yapıldı sevgililikten nişanlılığa terfi ettirildi oradan da evlilik yolu tutuldu. Her şekilde komikler. Karakterleri canlandıran 1 Kadın Demet Evgar 1 Erkek de Emre Karayel olunca tadından yenmez olmuş. Bu kadar mı bir bütün olurlar karakterle bu kadar mı sevecen olurlar oy oy. Aslında uyarlandığı dizideki karakterlerden daha iyiler merak edenler için 1997 yapımı olan Un gars , Une fille göz atabilirler . Ya da öz milletim kanım canım yapınca yapıyor.

 Asıl benim derdim Demet Evgarla hatun bir kere taşşşş mı taş. Kendine ne rol verilse cuk giyiyor yakıştırıyor kendine Banyo, Beyza'nın kadınları , Güneşi gördüm, Yahşi batı ,Vay arkadaş filmlerinde takdir edilecek performanslarla göz doldurmuştu. Giyim tarzı , özel yaşantısında ki asiliği , sevecenliği , içtenliği , duru güzelliği  ve sempatikliğiyle hayran olduğum tek kadın oyuncu diyebilirim. Saçlarına yaptığı o büyük değişiklik bile onu sevmeme engel olamadı.Hiç bir çekiciliği yok benim için sağı solu kazınmış saçların anlamsız moda değil o be amannnn yoramıcam kendimi ama Demet'e olmuş yakışmış. Son bomba ise sesi bile güzel kadının Fikret Kızılok'n Farketmeden parçasına bir soluk daha katmış bam telimi oynattı.




 Diziye dönersek herkes gibi dizide ben de kendimi buluyorum. İlişkimi buluyorum. Sanki onlar değilde biz varız o kareler de . Zeynep Ozana sarılmıyor da ben sarılıyorum ona.. Onlar değil de biz kıskanıyoruz birbirimizi, onlar kavga etmiyor da biz kavga ediyoruz, onlar gezip dolaşmıyor da biz dolaşıyoruz . Onca şapşiklikleri onlar değil de biz yapıyoruz gibi. Kısacası onlar da annem babam da kendilerini buluyor, bizde kendimizi buluyoruz, babaannemle dedem de buluyor, kuzenimle sevgilisi de buluyordur, yakın arkadaşlarımız da siz de. Bu kadar başarılılar ve beni güldürüyorlar ya her hafta sonu sağ olsunlar var olsunlar nice 5 seneler geçirsinler ekranlarda.

Bu mudur? benim dizi tutkum.
Bu mudur? benim Demet Evgar hastalığım.
Bu mudur? benim kendimi buluşum.

21 Şubat 2013 Perşembe

İşte benim küçüklük özlemim .

 Küçüklük özlemim hiç dinmez benim.. Çocukluğum güzel geçmişti benim. Her istediği olan şımarık bir kız çocuğu düşünün işte ben aklınızda ki karakterim . İlk çocuk olmanın saltanatını 6 yıl yaşadım. Ne kadar tontişlik varsa yapardım etrafımdakilere. Anne tarafının ilk torunu olmakta +19238621 önde başlatmıştı beni.
Rahmetli dedem ve anneannem el bebek gülbebek sevdiler beni. Dedemin torunatayı anneannemin meleğiydim. Kokum onların parfümü , gülüşüm yaşam sevinçleriydi.. Hayatım da çok kısa bir süre yer alan anneannemin kokusu da benim için eşsiz bir koku oldu hep. Yaşaması gereken insanlar yaşamıyor nedense ..
9 yaşımda anneannemi 17 yaşımda mavi gözlü devimi dedemi kaybettim. Normal mi bilmiyorum ama 2 3 yaşında bile neler yaşadığımı hatırlıyorum onlarla. Onların sevgisi ,aşkı .saygısı ve birbirine olan güveni sanki kimsede yok. Onlar eşsiz onlar tek benim için. Dede aşığı olarak büyüdüm kısacası. Anneannem gibi özel ve benzersiz olmaya çalıştım hep ; çalışıyorum da..
 Hayat arkadaşlığı ne demek ? Onlardan öğrendim ben.. Nur içinde uyusunlar yan yana devrilmiş mezarlarında..

Bu kadar göz yaşı yeter. Çocukken en sevdiğim şey anne ve babamın arasında uyumak. Babam tarafından omuzlara alınmak , hooop hobidik yapılmak , her istediğim zaman çikolata yemek , oyuncak koleksiyonuma yeni yeni oyuncaklar katmak ve şıpsevdi sakızları çiğnemekti. Çok severdim Aşk... Love is.. kağıtlarını biriktirmeyi. Ne kadar masum bir aşkı anlattıklarını büyüdükçe anladım. Düşünsenize hep çıplak gezeceğini düşünen bir kız çocuğunu işte ben. Hayatıma birde çok yakın bir erkek çocuk alıp hayat boyu oynucaktım. Bizim resimlerimizi koyucaklardı onlar yerine. Birlikte patlayan şeker bile yiyecektik. Birlikte evcilik oynucaktık. Ben ona yemekler yapıcaktım o da bana oyuncak alıcak paralar vericekti. Parka istediğimiz zaman gidecektik. Beni tüm kötülüklerden koruyacaktı..Şimdi durup arkama baktığımda o masum düşünceleri hiç kaybetmediğimi görüyorum. Bu yüzden aileme minnettarım o saflıkta yetiştirdikleri için beni.
Yaşadığım ilişkide bana bu saflığı veren insana da teşekkür ediyorum beni böyle sevdiği için.
 Bir insan gerçekten aradığınız yarımınız ise hayatta pek eksiklik hissetmezsiniz. En yakın arkadaşınız o , dostunuz o , sevgiliniz o, ağabeyiniz o , sığınacak limanınız o, huzur bulduğunuz o kısacası herşeyiniz o. Çocukluk hayalime kavuştum mu zaman gösterir ama Aşk.. Love is.. i yaşamaktan mutluyum..

Bu mudur? Çocukluk hayallerim.
Bu mudur? Özlemlerim.
Bu mudur? Doğru insanım.

20 Şubat 2013 Çarşamba

Saçma mutluluğum , mutluluğum.

 Hastalıklarla savaşıp döndüm hayata. İnsanın ruhu bile hasta olabiliyormuş. Midesinde yaralar bile çıkıyormuş. Tansiyonu yerlere iniyormuş da cup çıkıyormuş. Çok sevdiği yiyeceklerden zehirlene biliyormuş.
Kafasından aptal saptal şeyler kurup inanıp öfkelenip sevdiği insanları bile darlıya biliyormuş. İnsanlık hali işte canım geçiyormuş.

Her karınlık gecenin ardında aydınlık vardır.

Bu söze inanın. Bu kadar karanlık , depresif , pasif ve yorgun günlerimin ardından mutlu hayatıma geri döndüm. Aslında işin sırrı karanlık diye bir şeyin olmadığıymış.. Gölge bile aydınlığın eseridir. Karanlık korkaktır hep aydınlığa sığınır. Tıpkı ürkek bir çocuğun annesine sığındığı gibi. Neyse felsefe yapmayalım.
Mutlu olduğumun farkına bir gülümsemeyle, bir seni seviyorumla ,bir öpücükle , bir notla , bir anıyla , bir konuşmayla , bir falla ne biliyim bir yıldız kaymasıyla bile anlayabilirdim anladım da. Mutluyum çünkü nefes alıyorum. Sevdiğim insanlayım. Sevildiğim insanlayım. Ailemleyim. Arkadaşlarımlayım. İstediğim okuldayım. Sebepler çoğalır sayıldıkça. Mutluyum yeşil çayıma limon atıp içebiliyorum. Mutluyum istediğim kadar şımarıklık yapabiliyorum. En önemlisi kendim olduğum için mutluyum.

 Düşünün kendini kaybedip ota boka saranları. Kendini kesenleri. Kendini uyuşturanları. Yanındakinin kafasını ütüleyenleri. Bedenlerini sevgi görebilmek için kullananları. Yalanlara sığınanları. İlgi çekebilmek için saçma sapan rollere girenleri. Ne gerek var ?  İnsan kendi olmadığı zaman bunlara başvursa ne olur başvurmasa ne olur? Git öl bir boşluktan at kendini. Kişiliksiz insanlara katlanabilirliyim -1325306804 'dir.

    Her insanın yaşaması gereken bir rol vardır hayata.

 Bazen ya çaresizi oynarsın . Bazen de zoru. Bazen de mükemmeli oynarsın. Bazen de suskunu. Bazen süper kahraman olursun. Bazen de dilenci. Bazen adalet savaşçısı . Bazen de bezi ıslanmış bebeği. Bu hayat sonuç da ne gösterecek sana bilemezsin. Hayatı içine almazsan figüran bile olamadan yitip gidersin 2 3 günlük ömürde. İnsanlar kelebeklerden üstün görmemeliler kendilerini , onlara verilen hayat bellidir tıpkı bize verilen hayat gibi. Zorlamamak gerek 4. günde yaşayım diye. Yoksa ya deli olursun ya da rezil.

             Bu mudur? Mutluluk saçmalamam.
             Bu mudur? Karanlık görüşüm.
             Bu mudur? Hayattan anlayışım.