7 Ağustos 2012 Salı

Melektim.

 Susmayı bilmeli bazen. Uzaktan seyretmeli hayatı. Afakanlar bassa da , her gece ağlayarak uyusa da tek sarıldığı varlığı yorganı olsa da susmalı. Zordur susmayı bilmek. Öğrenmek.
 Güçlü durmak değilmidir her darbede ayakta kalmak? 
 Var gücünle hayatta kalmak zordur.
 Düştüğünde yanında durucak kişiler yoksa yalnızsındır. 
 Düştüğünde yanında duruyormuş gibi yapıp çekip giden insanlar varsa salaksındır.
 Hala keşke yanımda olsa dediğin insanlar varsa acizsindir.
 Birini deli gibi sevip piç gibi ortada bir başına elleri bomboş , gözleri yaşla kalmışsan bitmisindir.
  
 Çok saftım. Polyannacılık oyunum vardı benim. Ön gitti, arkayı kurtardım diye sevinirdim. Salaktım. Büyüdüm. Gördüm yalanı , aldatmayı , aldatılmayı , mutsuzluğu.
 Mutluluğu bulamadım hala. Düşünüyorum mutlu oldum mu hiç? diye . Olur gibi oldum. Biliyorum artık ben hiç sevilmemişim. Biliyorum artık kimseye tam aşık olamamışım. Olsaydım eğer 'o' hala benim olurdu. Gitmesine izin vermezdim. Gitmezdi ki zaten. 
  Bitmiş,gitmiş davanın yası tutulmaz derler. Hiç ağlamadığım sonlarım oldu benim. 
  Melektim ben. Boynumda ki kolye gibi kanatlarım , başımda halkam vardı. Halkamı gidenin boynuna astım ki geri arkasına dönüp bakamasın diye. Bakarsa dayanamam. Kanatlarımın da birini kopardım bugün gömdüm bir güzel de bahçeme. Diğerini hala saklıyorum uçmaya çalışsam uçamam, yarımım çünkü . Saklanmaya çalışsam kanatlarımın biri yok. Uçsam gidenlerin yanına tek kanatla sevmezler beni. Beyaz yerine siyaha da boyadım bir güzel tek kalan kanadımı .. Ürksünler yaklaşamasınlar yanıma diye.
  Hem beni sevecek insan siyahıma beyazıma gelmez ki. 
  Ben bir melektim.. Artık neyim ben bile bilmiyorum. Bilen kimse gelsin alsın beni hayatına. Meleksem kanatlarımı taksın. Bebeksem pışpışlasın. Çocuksam bana balon alsın. Büyüksem iki fincan kahve alıp gelsin. Ya hiçsem diye korkuyorum.. 
  Bu mudur? Benim son kalan kanadım. 
  Bu mudur? Son çırpınışım.
  Bu mudur? Kalp kırıklığım. Saflığım.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Benim inandığım bir hikayem ve hayatı irdelemem var.

 Hayatı irdelemeye başladığım şu günler de ele aldığım bir konu; sevgilisiz hayat. Anacım benim sevgilim olamaz o kişi hayatım olur. Sabah uyanıyorum o , kahvaltı edicem pıtır pıtır yanına giderim , dersim biter pıtır pıtır yanına giderim , evden izin alırım pıtır pıtır ona giderim , konser olur yalvarırım ona götürmez , dışarı çıkıp eğlenmek isterim o istemez çıkamam , arkadaşlarımla görüşmek isterim nezaket gereği onu da çağırırım , uykum gelir onun uyumasını beklerim  ne bileyim sıkıntım olur ona söylerim , ona ağlarım , ona kızarım ,ona triplenirim . ona bağrırım , ona gülerim falan filan. Benim sevgilim olursa böyle psikopat olurum ben.
 Sevgilim yok hayat benim. Uyanırım işeme giderim , dersime giderim , arkadaşlara hadi go kard gidek mi ya hadi be yavrum derim atar kafa giderim , hadi hadi çıkalım bu akşam dedikodu yapalım derim yaparım , otururum bi yere mal mal ona buna bakar yorum yapar gülerim saatlerce , görüşemediğim insanlarla canlı ciğerli olurum bir günde , istediğimi giyer , istediğimle görüşürüm , eve çıkarım , şehir dışana giderim , kız kıza tatile giderim , canım ister 22.00 da canım ister 05.00 da uyurum bunları keyfim bilir. Ben bilirim.
 Dünyam küçüktür benim. Evim , işim , arkadaşlarım , derslerim ve ailem vardır sadece benim için. Hayatıma dahil olucak kişide bana ayak uydurucak biri olmalı. Hadi yoga yapalım dicem çat önüme mumlarımı , tütsülerimi koyup camları kapamalı , uçurtma uçaralım mı diye sorduğum da  rüzgarlı günü bulup uçurtmamı hazır etmeli , bisiklet sürelim baştan sona şehri gezelim dediğimde hadi hadi diyip beni gaza getirip benimle şehri turlamalı , sıkıldım ama ben dediğimde bana istanbul ,izmir ankara gibi şehirler sayıp bilet almalı . Ne bileyim ben böyle ben çok şımarık olup bebiş gibi konuştuğum da benimle bebek olmalı , ağladığımda benden önce gözleri dolmalı , komik bişey olduğunda benle aynı anda gülmeli , şarkı söylediğimde bana eşlik etmeli , benimle alışveriş yapmaktan zevk almalı, benimle herşeyi paylaşıcak kadar cesur olmalı. Olmalı da olmalı. Aslında bunları sıraladığımda çok şey istermişim gibi görüne bilir ama küçücük bunlar , bir ilişki de olması gerekenleri istiyorum. Olması gereken bu çünkü.
 Yalansız kimse yok. Herkes çekip gidebilir. Aldata bilir. Sırrı olabilir. Parasız olabilir. Zengin olabilir. Gamsız olabilir. Duygusal olabilir. Duygusuz olabilir.
 Herşeye rağmen herkes sevebilir , aşık olabilir , güvene bilir ve birlikte olabilir.
 Bir hikaye duymuştum; insanlar çift yaratılırmış ve dünya ya eşinizin ruhunu bulmaya gelirmişsiniz . Bu ruh öyle birinin içine yerleşirmiş ki o ruhu bulduğunuzda tüm eklemlerinizin bir puzzle gibi birbirine yerleşirtiğini anlarmışsınız. Artık bir bütün olurmuşsunuz. Tanrı , Adem ve Havva'yı da çift yaratmış yasak elma onları ayırıp dünyaya gönderdiğinde, Tanrı da onları dünyada ayırmış. Tanrı onlara ceza vermiş yıllarca birbirlerini aramışlar ve sonunda bulmuşlar..  Bu hikayeye çok inanırım. Bir gün o boşluklarımı tıka basa doldurucak birine aşık olucağıma inanırım.
 Bu mudur? aşkın hikayesi.
 Bu mudur? benim aradığım hayat.
 Bu mudur? sevgilisiz hayat.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Falcım var benim.

 Fallar fallar.. Çok inanırım . Çok da güzel bakarım hani. Geçen haftalarda bir falcıya gittim hani şu cafelerde olur ya öyle bir yer, daha önceden de gitmiştim tanıyorum kadını da. Yabancı uyruklu çok tatlı bir hatun. İlk görenler ürküyor ama alışınca çok sevecen geliyor. Tasviri bırakıp konuya gireyim.
 Almışım yanıma arkadaşımı tin tin girmişiz cafeye direk kasaya gidip dedim : ben fal baktırcam deli gibi ihtiyacım var. O falcı kadın buraya gelecek havalarındayım . Tarot mu , kahve mi dedi garson . Tarot baktırmıştım 8 - 9 ay önce hepsini pat pat pat bilmişti kadın dedim bu seferde kahvemin içinde kaybolsun kahve kahve istiyorum diye cırladım. İçtim kahvemi gittim yanına kadının sarıldık öpüştük napıyorsun ne ediyorsun faslını geçelim derken kadın tutturdu sana kahve bakmam ben Türklerden öğrendim sen tanıdıksın gel tarot bakayım dedi yine. Başladı kartları karıştırmaya karıştırırken çat çat senin hayatında şöyle olmuş böyle olmuş yok şu üzmüş şü güldürcekmiş falan derken kadın bana hayatımı anlattı resmen. Bir mutluluk delisi oldum. Nasıl mutlu etti beni nasıl da nasıl. Anlatamıyorum şimdi gerçekleşsin diye totem yaptım çıksın anlatıcam valla tutamam içimde.
 HEE heyttt fallara kaldı işim, gücüm ,aşk hayatım. Bu mudur? kaderin bana revası fallara mı kaldı kaderim kısmetim?

26 Temmuz 2012 Perşembe

40 derecelik kıskançlık.

 Havalar bunaltıcı hale geldi. Cehennem sıcakları mı , çöl sıcakları mı , sarı sıcaklar mı ne sıcağıysa sıcağı insanı eritip mum kalıbı haline getiriyor. Klimaymış , cam kapı pencere açayım da ceyranda kalayım çarpılayım da desen ifla olmayan bir sıcak var şu günler de ülkem de şehirimde.
 Bu sarı sıcaklar da öğlen 12 de bile  insan ahtapot gibi sevgilisine  sarılıp gezer mi ya hiç. Olanı var olmayanı var muhabbetini de  geçtim , insan zaten hortumla ıslatılmış gibi sırılsıklam oluyor hele ten tene değdirenler ne hale geliyorlar hiiiiiç anlamıyorum. Geçen gün klimanın altında otururken bile yapışmışım koltuğa çöp balığı gibi vitrine doğru gözüm kaydı annnnnam bi de ne göreyim çocuk ölüyor terden 5 litre ter kaybetmiş zaten kokuyodur da eminim, kız yapışmış sinek gibi çocuğa ıhhhhh bırakmıyor sanki bıraksa kapacak etraftaki kızlar. Yazık ya valla yazık kızın kolundan tutup hey kendine gel bu sıcakta pişik olcaksınız bi rahat ver zaten şu tipi senden başka kimse kol çantası yapmaz dicektim vazgeçtim. Çünkü bilirim kapılır yanımdaki kaptırmayayım korkusu nasıl bir illet kıskançlık verir insana.
 Bu mudur ? aşkın , sevginin, kıskançlığın bedeli 40 derecelik havada ahtapotlar gibi sevgilinle ter kardeşi olmak mıdır? Eyvahlllllar olsun .

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Aldatmak hastalıktır.

  Ben aldatılan biriyim.. Çoğu kişinin başına gelen bir hastalık türü denmeli bence aldatılmaya. Hastalık diyorum çünkü yalan da aldatmaktır, hayatında ki insana rol yapmakta aldatmaktır , başka biriyle mutlu olmakta aldatmaktır , ilişki yaşamakta aldatmaktır.
 Aldatmanın binbir türlü hali vardır. Aldatıldım hala yaşıyorum hemde çok da güzel yaşıyorum. Sabah kalkıyorum aynaya bakıyorum vay bee ben de aldatılcak insanmıydım diye söylenerek makyaj yapıyorum ( mutluluk boyalarım sürüyorum) pembe gözlüklerimi takıp pıtır pıtır işe gidiyorum. 10 saat mutluymuş rolümü yapıp görüşmedim insanlarla görüşüp vakit öldürüyorum. Her bana ilgisi olan erkek görünümlü ucubelerden yan yan yengeç gibi uzaklaşıyorum. Neden neden? Çünkü yeterince yordu beni insanlar. Sonra eve gelince pestilim çıkmış olduğu için yorgunluktan pat uyuyorum. En güzeli de buymuş ya. Kafa rahat aman aldatı mı ? Aldata bılırmı ? Ay napıyor ? Hala beni seviyor mu? Şimdi kime dokunuyor derdim yok.
  Her aldatan kişi pişman olur bilirim . Ne pişman olursun ki? Adam gibi çek git kardeşim. Adam olsan aldatmazsın. Hadi aldatın bak hadi diyorum. Gözümün içine soka soka yapmazsın bari. Sonra: ' Ay pişmanım sadece arkadaştım. Ben hiç kıyarmıyım sana , bize böyle bişey yapabilirmiyim. Aslında sen beni çok bunaltmıştın nefes almak için ayrılalım dedim. Yok seviyorum, yok aşığım . ' tırttttt sana tırtttt.
  Uzun lafın kısası aldatmıcaksın kardeşim. Tamam aldattın pişman olmucaksın. Sende aldatıldın arkanı dönüp bakmıcaksın. Bir kere biterse bir ilişki tekrar istersen ağzınla geçtim başka biryerlerinle kuş tut o ilişkiden hayır gelmez. Seven insan aldatmaz. Aldatan insan sevmez , sevişmez kimseyle, kimseyi sevip sarmalamaz, seni seviyoruuuuuum demez.
  Geçmiş olsun paramparça kalmış , aldatılmış insanlara , üzülmeyin bu bir hastalık.

22 Mayıs 2012 Salı

Önyargılarım ve ben.

 Vurdum duymaz, gamsız, yavaş, rahat, işlevsiz insan aman da aman çok cool olamadım bir arkadaşım ben. Aksine dinamik, yerinde duramayan, bıdı bıdı konuşan, kıskanç , heyecanlı , kımıl kımıl , pıtır pıtır oldum hep. En büyük kusurum da tanımadığım insanlara karşı önyargılıyımdır.
 Hele ki sevdiğim , canımdır o benim dediğim insanın hayatında tanımadığım bir kişi yer kaplıyorsa eyvaaahh gel sen bende ki telaşa. O insan kesin kötüdür, potansiyel katildir, arkadaş yada sevgili hırsızıdır en olmadı cadıdır , büyücüdür. Ne hastalıklı beynim varsa karşıdaki insanı tanımadan kurar da kurarım. Bu huyumu seviyorum muyum? hayır. Genelde pişman olurum tanımadan sapkınlık yapıp saf saf kurduğum için.
 Tanışma aşamam o insanla çok streslidir önce buz gibi bir hava yaratırım . Bu duygularımı söndürüp düşünmemek içindir . Sonra o yanıma ya da yanımıza gelir başlarım süzmeye. Ne giymiş? Ne takmış? Nasıl ses tonu var? Nasıl konuşuyor? İnsan mı? Yaratık mı?  Çirkin mi? Güzel mi? Nasıl oturuyor? Nasıl kalkıyor? Kaç saniye de bir gülüyor ? falan da filan. Gözlem manyağı olurum. Sonuç : pişman olurum karşımda ki insan bir anda melek olur ben o kadar kötü düşünceler barındırdığım için şeytan olurum. Allahım kahrolurum birde dünyalar tatlısıysa. Yok düşüncelerimde ki gibi şeytan, cadı , mendebursa vay haline onun. Ay çok mu anlamsız bu dediğin. Sende haklısın insan bu halde yaşamak istemez gibi düşüncelerimi düşüncelikten çıkar dilimden zehir gibi akı verir. Rahat vermem güldürtmem. Somurturum, laf sokarım çaktırmadan iş atıp ters köşe yaparım. Ne pis insan olurum bir ben bilirim.
    Bu mudur yani benim en pis yanım? önyargılı halim mi?

15 Mayıs 2012 Salı

Tırnaklar rengarenk .


 Oje merakı m.ö. 600'lü yıllara dayanmakta. Tabi bu merak kınaya kadar da uzanmakta. Bilindiği gibi kına hem elleri beslemekte hemde tırnaklara renk vermektedir. M.ö. 3000 li yıllarda mısırlıların kınayı kullandıklarını ellerini ve yoğun bir kıvamda tırnaklarını boyadıkları bilinmektedir. İlginç olan ise m.ö. ki tarihlerde kınanın ve ojenin mısırda ki firavunlar ile Çin deki hanedanlıklar tarafından kullanılıyor  olmasıdır.

Yakın tarihlere gelirsek 1800'lü ,1900'lü yıllarda kırmızı ve borda ojelerin statü belirledikleri ve üst tabakayı işaret ettikleri söylenir. Soluk renk ojelerin daha çok alt tabakadan insanların kullanılmasına izin verildiği de söylenir. 
 
 Günümüzde ise genelde her genç kızın ve kadınların neredeyse makyaj malzemelerinin 4\1' ni ojeler oluşturmakta. Bende bir genç kız olduğum için makyaj masamın yarısı ojelerimindir. Her renkte hatta 1 renkten 2 tane hatta 1 rengin 5 ton açığı 5 ton koyusu mevcuttur. Napıyım yani her üretilen kıyafetin renkleri aynı mı ki benim ojelerim standart renk olsun. Takıntımda vardır sürdüğüm bir renk çok hoşuma giderse her gün silmek pahasınada olsa tekrar tekrar sürerim. Neden mi? çünkü ben bir oje delisiyim. Ne öyle boş boş tırnaklar, eciş bücüş geliyor bana. Şöyle süreceksin en kırmızısını ojenin ama tam da o kırmızıya uygun rujunu sürüp çıkıcaksın evden salına salına heeee heeey önene ne gelirse devirirsin o hava ile.
 Var ol ojeyi bulan insan, var olun bugüne ojeyi taşıyan insanlar, var olun günümüzdeki oje markaları. Bu mudur ? yani benim takıntım oje mi?